AMSTERDAM BİLDİRGESİ (1975)



1975 Avrupa Mimarlık Mirası yılını taçlandıran ve Avrupa'nın tüm ülkelerinin delegelerinden oluşan Amsterdam Kongresi, Avrupa'nın ben­zersiz mimarlığının tüm halklarının ortak mirası olduğunun bilincini taşıyan ve korunması için üye devletlerin aralarında ve diğer Avrupa hükü­metleriyle birlikte çalışma isteklerini bildiren Av­rupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nce yürürlüğe konulan Karta'yı sevinçle karşılamaktadır. Kongre, Avrupa mimarlık mirasının tüm dünya­nın kültürel mirasının bütünleyici bir parçası ol­duğunu onaylamaktadır ve bu yılın Temmuz ayın­da Helsinki'de benimsenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Kongresi Sonuç Yasası'nca öngörülen kültürel alanda işbirliği ve alışverişi teşvik ama­cıyla karşılıklı yüklenilen sorumluluğu büyük bir memnuniyetle izlemiştir.
 
Bu şekilde, Kongre aşağıdaki temel düşüncele­ri vurgulamaktadır:

a. Avrupa'nın mimarlık mirası, paha biçilmez kültürel değerinin yanısıra,    halklarına ortak ta­rihlerinin ve geleceklerinin bilincini aşılamakta­dır. Bu nedenle yaşatılması çok önemlidir.

b. Mimarlık mirası yalnız üstün nitelikli tek yapı­lan ve çevrelerini değil,     tarihsel ve kültürel özel­liği olan tüm kentsel ve kırsal alanları içerir.

c. Bu hazineler tüm Avrupa halklarının ortak var­lığı olduğundan, bu halklar ihmal, kasıtlı yıkım, düzensiz yeni yapılaşma ve aşırı trafik gibi gittik, gittikçe artan tehlikelere karşı, onları korumak için ortak bir sorumluluğa sahiptirler,

d. Mimarlık ürünlerinin korunması marjinal bir sorun olarak değil, kent ve ülke planlamasının ana hedefi olarak ele alınmalıdır,

e. En önemli planlama kararlarını alan yerel yet­kililerin mimarlık mirasının korunmasında özel bir sorumluluğu vardır ve fikir ve bilgi alışverişi yaparak birbirlerine yardımcı olmalıdırlar.


f. Eski alanların sağlıklılaştırılması olanak ölçü­sünde, bölge sakinlerinin toplumsal kompozis­yonunda köklü bir değişiklik gerektirmeyecek şekilde tasarlanmalı ve uygulanmalıdır. Kamu kaynaklarınca gerçekleştirilen restorasyon çalış­malarının sağladığı yararlardan tüm toplum ke­simleri pay almalıdır.

g.Gerekli yasal ve yönetimsel önlemler tüm ül­kelerde güçlendirilmeli ve daha etkin kılınmalıdır,

h.Mimarlık veya tarih açısından önemli binaların ve yörelerin restorasyon, uygulama ve bakım giderlerinin karşılanmasına katkıda bu­lunmak için yerel yönetimlere parasal yardım sağlanmalı, aynı biçimde özel mülk sahiplerinede parasal destek ve devletten yardım sunulma­lıdır.

i. Mimarlık mirası ancak, halk ve özellikle de genç kuşak onun değerini bilirse yaşayacaktır. Bu nedenle her düzeydeki eğitim programları bu konuya artan bir ilgi göstermek zorundadır.

j. Kamunun ilgisini uyandırmaya yardımcı olacak uluslararası, ulusal ve yerel bağımsız örgütler yüreklendirilmelidir.

k. Bugünün yeni yapıları yarının mirası olacağın­dan, çağdaş mimarlığa yüksek kaliteli olması için her türlü çaba gösterilmelidir.

 Avrupa Mimarlık Mirası Kartası'nda Bakanlar Komitesi'nin belirttiği gibi, üye devletlerin daya­nışma ruhu içinde birbirini tutan politikalar izle­yeceğini garanti altına almak Avrupa Konseyi'nin sorumluluğundadır. Bu nedenle tüm Avru­pa ülkelerinde mimarlık ürünlerinin korunması için gösterilen aşamalar deneyim alışverişini özendirecek biçimde periyodik raporlar halinde sunulmalıdır.

Kongre hükümetleri, parlamentoları, ruhani ve kültürel kuruluşları, profesyonel enstitüleri, tica­ri, endüstriyel ve bağımsız birlikleri ve tüm va­tandaşları bu bildirinin hedeflerini tüm güçleriyle desteklemeye ve bunların uygulanmasını sağlamak için her türlü çabayı göstermeye çağırmak­tadır.

Avrupa'nın yeri doldurulmaz mimarlık mirası, şimdi ve gelecekte tüm halklarının yaşamlarının zenginleştirilmesi için ancak bu yolla yaşatılabilir.

Kongre tartışmalar sonucu ortaya çıkan sonuç ve önerilerini aşağıda sunmaktadır. Yeni bir koruma politikası ve bütünleşik koruma uygulanmazsa, toplumumuz çok yakında gele­neksel çevresini oluşturan yapı ve sit mirasının çoğunu yitirmiş olduğunu görecektir. Koruma bugün tarihi park ve bahçelerin yanısıra, tarihi kentler, kentlerin eski mahalleleri ve geleneksel karakteri olan kent ve köyler için de gereklidir. Bu mimarlık ürünlerinin korunması en büyüğün­den en alçak gönüllülerine kadar, günümüz ya­pılarını da unutmadan, kültürel değer taşıyan tüm yapıları çevreleriyle birlikte kapsayan geniş bir perspektif içinde görülebilir.

Mimarlık mirasının önemi ve onu koruma tartış­maları artık çok daha açıklıkla biliniyor. Ani top­lumsal değişikliklere karşı bireylerin kimliklerini bulmalarına olanak veren çevreleri korumak, ya da yaşatmak zorundaysak, tarihsel sürekliliği korumamızın gerektiği kabul edilmelidir.

Çağdaş kent planlamasında eski kentlerin kent­sel dokusunu karakterize eden insan ölçeğini, kapalı mekânları, işlevlerin etkileşimini ve top­lumsal ve kültürel değişkenliği geri getirmek için bir çaba vardır. Fakat aynı zamanda eski yapıla­rın korunmasının günümüz toplumunun ana ilgi­lerinden biri olarak kaynak tasarrufu ve israfın önlenmesine de katkıda bulunduğunun farkına varılmıştır. Tarihi yapılara çağdaş yaşamın ge­rekleriyle ilişkili yeni işlevler verilebileceği göste­rilmiştir. Dahası, koruma, yetenek ve becerileri­ni yaşatıp geleceğe aktarmak zorunda olan sa­natçı ve yüksek nitelikli zanaatçılara da gerek­sinme yaratmaktadır. Mevcut yerleşmelerin iyi­leştirilmesi aynı zamanda, tarımsal alanlara da­ha az el uzatılmasına ve koruma politikasının çok önemli bir üstünlüğü olarak, nüfus hareketlerini önlemeye, ya da büyük ölçüde azaltmaya da yardımcı olur.Tüm bu nedenlerle, mimarlık mirasının korun­ması için yapılan tartışmalar bugün her zaman­kinden daha güçlüdür. Bununla beraber sağlam ve kalıcı bir temele oturtulmalı ve böylece esaslı bir araştırma konusu haline getirilerek tüm eğitimsel ve kültürel gelişim programlarının par­çası olmalıdır.

Mimarlık mirasının korunması kentsel ve bölge­sel planlamanın baş hedeflerinden biridir.

Mi­marlık mirasının korunması, yakın geçmişte sık sık olduğu gibi, ikincil bir kaygı, ya da anlık ey­lemler gerektiren bir çalışma gibi ele alınmak yerine, kentsel ve bölgesel planlamanın bütün­leyici bir parçası haline gelmelidir. Yani koruma­cılarla planlama sorumluları arasında sürekli bir diyalog kaçınılmazdır.

Plancılar tüm alanların ayni olmadığını ve bu ne­denle de kendi özel niteliklerine göre ele alın­mak zorunda olduklarının bilincinde olmalıdırlar. Mimarlık mirasının estetik ve kültürel değerleri­nin gerektirdiklerinin bilinmesi eski mimarlık kompleksleri için özel hedef ve planlama kural­larının benimsenmesine yol açmalıdır.

Sıradan planlama yönetmeliklerini ve tarihsel yapıları koruma amaçlı özel kuralları, birbirine uyarlamaksızın, yalnızca birlikte uygulamak ye­terli değildir. Gereken bütünleşmeyi olası kılmak için, çevrelerindeki koruma bölgelerini de belir­leyerek, yapıların, mimarlık komplekslerinin ve sitlerin envanterlerini hazırlamak şarttır. Bu en­vanter, koruma değeri taşıyan yapı ve bölgelere kişilerin dikkatini çekmek amacıyla, özellikle de kent ve ülke planlamasından sorumlu bölgesel ve yerel yetkili ve görevlilere ulaştırılmalıdır. Böy­le bir envanter, mekân yönetimindeki esaslı bir niteliksel öğe olarak koruma için gerçekçi bir temel oluşturacaktır.

Bölgesel planlama politikası, mimarlık mirasının korunmasını hesaba katmalı ve ona katkıda bu­lunmalıdır. Bu, özellikle nüfus azalmasını denet­lemek ve dolayısıyla eski yapıların bozulmasını önlemek amacıyla, yeni etkinliklerin ekonomik çöküntü içinde bulunan bölgelerde yerleşmesini teşvik edebilir. Buna ek olarak, kent çevresinde­ki alanların gelişim kararları eski mahallelerin üzerindeki baskıyı hafifletecek bir biçimde yön­lendirilebilir; burada ulaşım ve çalışma politika­ları, birde kentsel etkinliklerin odak noktalarının daha iyi bir dağılımının sağlanması, mimarlık mi­rasının korunması üzerinde önemli bir etki oluş­turabilir.

Kalıcı bir koruma politikasının eksiksiz gelişme­si yerel kültürlerin dikkate alınmasının yanısıra, geniş çaplı bir merkezden uzaklaştırma önlemi de gerektirir. Bu planlama kararının alındığı tüm düzeylerde (merkezi, bölgesel, yerel) koru­ma çalışmalarından sorumlu kişiler bulunması gerektiği anlamına gelir. Bununla birlikte, mimarlık mirasının korunması sadece uzmanlara ait bir konu olmamalıdır. Kamuoyu desteği şart­tır. Halk eksiksiz ve yansız bilgi alarak, envanter­lerin oluşturulmasından kararların hazırlanması­na kadar, işin her aşamasında gerçekten de rol almalıdır.

Son olarak, mimarlık mirasının korunması, nite­liksel ölçütlere ve doğru oranlara hak ettiği öne­mi veren ve çok sık olarak kısa vadeli kaygılar, teknolojiye dar görüşlü bir yaklaşım, yani kısaca modası geçmiş bir bakışın hakim olduğu seçe­nek ve hedefleri bundan sonra reddedebilme olanağı sağlayacak olan yeni, uzun vadeli bir yaklaşım özelliği taşımak zorundadır.

Bütünleşik koruma yerel yetkililerin sorumlulu­ğunu da kapsar ve yurttaşların katılımını gerek­tirir.

Yerel yetkililerin mimarlık mirasının korunmasın­da özel ve yaygın sorumlulukları olmalıdır. Bü­tünleşik koruma ilkelerini uygularken, kentsel ve kırsal topluluklardaki mevcut toplumsal ve fi­ziksel gerçeklerin sürekliliğini de hesaba kat­mak zorundadırlar. Gelecek geçmişin pahasına kurulamaz ve kurulmamalıdır.

İnsan yapısı çevreye akıllı, duyarlı ve ekonomik bir saygıyla yaklaşan böyle bir politikayı uygula­mak için yerel yetkililer;

-kentsel ve kırsal dokuyu, onların yapısını, kar­maşık işlevlerini, inşa edilmiş ve açık mekanla­rın mimarlık ve mekânsal özelliklerini konu alanbir çalışmayı temel olarak kullanmalı;

-yapılara, onların karakterine, saygı göstermeyi ihmal etmeden çağdaş yaşamın gereklerineuyan işlevler vermeli; böylece yaşatılmalarını ga­ranti altına almalı;

-(eğitimsel, yönetimsel ve tıbbi) kamu hizmetle­rinin gelişimi üzerinde yapılan uzun vadeli ince­lemelerin, aşırı boyutların bunların nitelik ve et­kinliklerini zedelediğini gösterdiğini bilmeli;

-böyle bir politika için bütçelerin uygun bir bölü­münü ayırmalıdırlar. Bu bağlamda, hükümetler­den özellikle bu cins amaçlar için ayrılmış kaynaklann yaratılmasını istemelidirler. Bireylere ve çeşitli kuruluşlara yerel yönetimlerce verilen karşılıklı ve karşılıksız krediler onların katılımını ve parasal bağlantılarını canlandırmayı hedef almalıdır;

-mimarlık mirasını ilgilendiren her türlü konu ile uğraşmak üzere temsilciler atamalı;

-yapıların o sıradaki kullanıcılarıyla esas sahip­len arasında doğrudan doğruya bağlar kurulma­sını sağlayacak özel, ticari olmayan acenteler kurmalı;

-restorasyon ve iyileştirme çalışmaları için gö­nüllü kuruluşların oluşumunu ve etkin işleyişini kolaylaştırmalıdırlar.

Yerel yönetimler, koruma planları ile ilgilenen grupların görüşlerini araştırmak için kullandıkla­rı danışma tekniklerini geliştirmeli ve planlama­nın ilk aşamalarından itibaren bu görüşleri hesa­ba katmalıdırlar. Halkı bilgilendirme çabalarının bir bölümü olarak, yerel yetkililerin kararlarını açıkça anlaşılır bir dil kullanarak halka sunmalı ve böylece yörede yaşayanlar bu kararların ne­denlerini öğrenip, tartışıp değerlendirebilmelidirler. Halkın konuları birlikte inceleyebilmesine olanak veren toplantı yerleri sağlanmalıdır.

Bu politikanın bir parçası olarak, halk toplantıla­rı, sergiler, halk oylamaları, iletişim araçlarının kullanımı gibi yöntemler ve tüm diğer uygun yön­temlerin uygulanması her zaman başvurulan uy­gulamalar haline gelmelidir.

Gençlerin çevre sorunlarında eğitilmeleri ve ko­ruma görevlerine katılmaları en önemli toplum­sal gerekliliklerden biridir.

Gruplar ya da bireylerce ileriye sürülen tamam­layıcı öneri veya seçenekler,  planlamacıya önemli bir katkı olarak düşünülmelidir. Yerel yönetimler birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabilirler. Bu nedenle tüm kullanıma açık kurallardan yararlanarak sürekli bir bilgi alışveri­şi oluşturmalıdırlar.

Herhangi bir bütünleşik koruma politikasının ba­şarıya ulaşması toplumsal etkenlerin gözönüne alınmasına bağlıdır. Bir koruma politikası aynı zamanda mimarlık mi­rasının toplumsal yaşamla bütünleşmesi anla­mına da gelir.

Gösterilecek koruma çabası, yalnızca yapıların kültürel değeriyle değil, onların kullanım değeriy­le de ölçülmelidir. Bütünleşik korumanın top­lumsal sorunları ancak bu iki değerler grubu eş zamanlı olarak ele alınırsa halledilebilir.

Mimarlık mirasının bir bölümünü oluşturan bir yapı kompleksinin iyileştirilmesi, mevcut alt ya­pı üzerine yeni yapılaşmadan, ya da daha önce gelişmemiş bir alanda yeni bir kompleks yapıl­masından daha ucuza gelebilir. Toplumsal so­nuçları oldukça farklı olan bu üç çözümün mali­yetleri karşılaştırıldığında, toplumsal maliyetleri gözden kaçırmamak önemlidir. Bunlar yalnızca mal sahipleri ve kiracıları değil, o bölgede canlı­lığı sağlayan ve koruyan zanaatkar, tüccar ve yüklenicileri de ilgilendirir.

Kamu yetkilileri restore edilmiş ve iyileştirilmiş bölgelerdeki sakinlerin artan kiraları ödeyeme­meleri, orayı terk etmek zorunda bırakılmaları gi­bi sonuçlar veren serbest piyasa yasalarını ön­lemek için, düşük maliyetli yerleşmelerde zaten yaptıkları gibi, ekonomik etkenlerin etkisini azaltmak üzere araya girmelidirler. Parasal mü­dahaleler, kira üst sınırlarının sabitleştirilmesiyle bağlantılı olarak mal sahiplerine yapılacak restorasyon giderleri yardımı ile, eski ve yeni ki­ralar arasındaki farkı tümüyle, ya da kısmen kar­şılayacak biçimde kiracılara yapılacak para yar­dımı arasında bir denge oluşturmayı hedef al­malıdır.

Halkın programların hazırlanmasına katılmasına olanak tanımak için, onlara bir yandan koruna­cak yapıların tarihsel ve mimari değerini anlata­rak, diğer yandan da sürekli ve geçici yeniden yerleşme konusunda tüm ayrıntıları vererek du­rumu anlamaları için gerekli gerçekler ortaya konmalıdır.

Bu katılım en önemlisidir çünkü iş artık birkaç öncelikli yapının restore edilmesi değil bölgele­rin tümüyle iyileştirilmesi olayıdır. İnsanların kültürle ilgilenmesini sağlamaya yö­nelik bu pratik yöntem, hatırı sayılır bir toplum­sal yarar getirecektir.

Bütünleşik koruma yasal ve yönetimsel önlem­ler alınmasını gerektirir.

Mimari miras kavramı yavaş yavaş tarihsel tek yapıdan kentsel ve kırsal mimarlık kompleksleri­ne ve daha yakın tarihi mimarlık eserlerine doğ­ru genişletildiği için, yönetimsel kaynaklarda bir artışla bağıntılı olarak geniş kapsamlı bir yasal reform yapılması etkili eylemin ön koşulu olmuş­tur.

Bu reform, bölgesel planlama yasalarını mimar­lık mirasının korunması ile ilgili yasalarla birlik­te uygulama gerekliliği ile yönlendirilmelidir. Bu sonuncusu (koruma yasaları), mimarlık mira­sının ve bütünleşik koruma hedeflerinin yeni bir tanımını getirmelidir.

Bunlara ek olarak, aşağıdaki konulara ilişkin özel işlemler tasarlamak zorundadır:

-  Mimari komplekslerin saptanıp, çizimlerinin ya­pılması;                                         

- koruyucu dış bölgelerin ve bunların içinde ge­çerli olan ve halkı ilgilendiren kısıtlamaların be­lirlenmesi;

- bütünleşik koruma şemalarının hazırlanması ve bunların gerektirdiklerinin planlama politika­ları içine alınması;

- projelerin onaylanması ve işi yürütmek için yet­ki alınması.

Bunlara ek olarak, gerekli yasal hazırlıklar yapı­larak aşağıdaki maddeler  gerçekleştirilmelidir:

- kentsel planlama için sağlanan bütçe kaynak­larının iyileştirme ve yeni gelişme arasında den­geli olarak paylaştırılacağını garantilemek;

- eski bir yapıyı iyileştirmeye karar veren yurttaş­lara en azından yeni yapılaşma için yararlandık­ları kadar parasal destek vermek;

- devlet ve kamu yetkililerinin parasal desteksistemini yeni bütünleşik koruma politikasınınışığında yeniden gözden geçirmek.

Yapı yasa, yönetmelik ve kurallarının uygulama­sı, olabildiğince bütünleşik koruma gereklilikleri­ni karşılayacak şekilde gevşetilmelidir. Yetkililerin çalışma kapasitesini arttırmak için yönetimin yapısını yeniden gözden geçirerek kül­tür mirasından sorumlu departmanların uygun düzeylerde örgütlendiğini ve yeterli sayıda nite­likli personelle gerekli bilimsel, teknik ve para­sal kaynakların onların emrine verildiğini garanti altına almak şarttır.

Bu departmanlar yerel yetkililere yardım etmeli, bölge planlama bürolarıyla işbirliği yapmalı ve kamu özel kuruluşlarıyla sürekli ilişki içinde ol­malıdırlar.

Bütünleşik koruma uygun parasal araçların var­lığını gerektirir.

Tüm ülkelerde uygulanabilecek bir parasal poli­tikayı tanımlamak ya da planlama sürecindeki farklı önlemlerin sonuçlarını değerlendirmek, bunların karşılıklı yankıları nedeniyle zordur. Dahası, bu sürecin kendisine toplumun güncel yapısından doğan dış etkenler hakimdir.

Her devletin kendi parasal yöntem ve araçlarını gözden geçirmesi uygundur. Yine de Avrupa'da korumaya ayrılmış parasal kaynakları yeterli olan çok az ülke olduğu kesinlikle söylenebilir. Hiçbir Avrupa ülkesinin bir bütünleşik koruma politikasının ekonomik gereklerini yerine getire­cek ideal yönetimsel işleyişe henüz sahip olma­dığı da açıkça ortadadır.

Bütünleşik korumanın ekonomik sorunlarını çö­zebilmek için şu etken önemlidir: yeni yapıların çevreleriyle uyum içinde olmalarını sağlayacak bazı hacimsel ve boyutsal (yükseklik, arazi kul­lanım katsayısı vb.) kısıtlamalar getirecek bir ya­sa hazırlamak.

Planlama yönetmelikleri, artan yoğunlukları cay­dırıcı rol oynamalı ve yeni gelişme yerine iyileş­tirme çalışmalarını özendirmelidir.

Koruma programlarının baskılarından kaynakla­nan fazla maliyeti belirleyecek yöntemler göz­den geçirilmelidir. Olanak olduğunca, bu resto­rasyon çalışmasını yürütmek zorunda olan mal sahiplerinin fazla maliyeti (ne fazlasını, ne eksi­ğini) karşılayabilmelerine yardım etmek için ye­terli kaynaklar bulunmalıdır.

Eğer fazla maliyeti karşılayacak böyle bir yardım sistemi kabul edilirse, tabii ki, bu yararın vergi­lendirilmeyle azaltılmasına da özen göstermek gerekecektir. Aynı ilke, tarihsel ve mimari önem taşıyan yıpranmış yapı topluluklarına da uygu­lanmalıdır. Bu toplumsal dengenin yeniden ku­rulmasını sağlayacaktır.

Yeni yapılara sağlanan para ve vergi kolaylıkları, aynı oranda eski yapıların bakım ve korunumu için de sağlanmalıdır. Daha önce fazla maliyet karşılığında ödenmiş bir yardım varsa tabii ki gösterilecek kolaylık daha az olacaktır.

Yetkililer, yerel yetkililere, ya da kâr amacı güt­meyen kuruluşlara gerekli parayı sağlayarak dö­ner sermayeler kurmalı ve onları özendirmelidir. Bu özellikle, bu cins programların böyle çekici bir mal varlığı karşısındaki yüksek talepten do­ğan değer artışları yoluyla kısa, ya da uzun va­dede kendini finanse edebilir hale gelebileceği bölgelerde uygulanabilir.

Yine de, tüm özel parasal kaynakları özellikle de endüstriden gelenleri teşvik etmek çok önemli­dir. Sayısız özel girişim, ulusal ya da yerel düzey­deki yetkililerle birlikte oynayabilecekleri yararlı rolü ortaya koymuştur.

Bütünleşik koruma restorasyon ve iyileştirme yöntem ve teknikleri daha iyi araştırılmalı ve kapsamları genişletilmelidir.

Önemli tarihi kompleksler için geliştirilmiş olan özel teknikler bundan böyle daha az sanatsal üstünlüğe sahip olan birçok yapı ve komplekste de uygulanmalıdır.

Geleneksel yapı malzemelerinin bulunabilmesi ve geleneksel zanaat ve tekniklerin kullanımının sürdürülmesini garanti altına alacak adımlar atılmalıdır.

Mimarlık mirasının sürekli bakımının yapılması, uzun vadede masraflı iyileştirme işlemlerini ön­leyecektir.

Her iyileştirme şeması uygulanmaya başlanma­dan önce iyice incelenmelidir. Aynı zamanda malzeme ve tekniklerle ilgili kapsamlı bir belge toplama çalışması ve giderlerin bir analizi yapıl­malıdır. Bu belgeler toplanıp uygun merkezlerde bulundurulmalıdır.

Koruma için kullanılan yöntem ve tekniklerin bir katalogunu derlemek için araştırmaya girişilmeli, bu amaçla bilimsel kurumlar oluşturulmalı ve bunlar aralarında yakın bir işbirliği içinde bulun­malıdır. Bu katalog hazır bulundurulmalı ve res­torasyon ve iyileştirme uygulamalarının düzeyini yükseltmek isteyenlere dağıtılmalıdır.

Nitelikli personel üretmek için daha iyi eğitim programlarına esaslı bir gereksinme vardır. Bu programlar, esnek, çok disiplini kapsayan nite­likte olmalı ve yerinde uygulamaya yönelik dene­yim kazanılabilecek kursları da içermelidir.

Bilgi, deneyim ve eğitilen elemanların uluslara­rası değişimi, tüm ilgili personelin eğitimi için gerekli bir öğedir. Bu, koruma programları hazırlamak için gerekli plancı, mimar, teknisyen ve zanaatçı birikimini yaratmaya ve yok olma tehlikesi içinde olan res­torasyon çalışmalarına özgü zanaatçıların yaşa­tılacağını garanti altına almaya yardımcı olmalıdır.

Nitelik kazanma, çalışma koşulları, ücret, iş gü­venliği ve toplumsal statü fırsatları, gençlerin restorasyon ve iyileştirme çalışmalarıyla bağlan­tılı disiplinleri seçip sürdürmelerini sağlayacak kadar çekici olmalıdır.

Bunun yanısıra, tüm düzeylerdeki eğitim prog­ramlarından sorumlu olan yetkililer, gençlerin il­gisini koruma disiplinlerine çekmek için çaba göstermelidirler.



KEPÇEYLE ANTİK KAZI!

Kaçak kazı kent buldurdu

Laodikya Antik Kenti'nde kazı sezonu başladı

Hasankeyf e karşı Çin Seddi

14 yüzyıllık Damatrys Sarayı ilgi bekliyor

Antik kentte çimento planı iptal edildi

2 bin yıllık Kolezyum ‘taş kanseri' olmuş

32. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu (24-28 Mayıs 2010)

Allianoi'nin ‘direniş posterleri'

Tüm Haberler

Tüm hakları saklıdır © 2010 nccrestorasyon
Mimar Sinan Eserleri